Sözde gelişen, sözde ayağa kalkan ve sözde hayatın normale döndüğü Antakya’da yine elektrikler kesik!
Ne güzel… Antakya ayağa kalkmış.
Öyle anlatılıyor, öyle gösteriliyor, öyle söyleniyor ya…
Evler teslim edilmiş, işyerleri açılmış, esnaf mutluymuş, vatandaş huzurluymuş, hayat normale dönmüş!
Peki biz neden bu “normal hayatı” göremiyoruz?
Biz neden hâlâ hayatın en temel ihtiyaçlarına ulaşmak için mücadele ediyoruz?
Bir evimiz yok. Bir işyerimiz yok. Depremde elimizden ne varsa gitti. Şimdi basit bir yerde, basit şartlarda hayatımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Ama o basit hayatı bile yaşamak bazen mümkün olmuyor.
Şu anda yine elektrikler kesik.
Aşırı sıcakların ortasında kan ter içerisindeyiz. Terden sırılsıklam olmuş şekilde günü geçirmeye çalışıyoruz. Klima çalışmıyor. Vantilatör çalışmıyor. Bir kettle’da su kaynatıp çay yapmak bile mümkün değil.
Çay yapamıyoruz!
Bir insanın hayatının normale dönmesi için çok büyük şeyler istemesi gerekmiyor aslında. Bir bardak çay, biraz serinlik, kesintisiz elektrik, akan su ve çalışan bir internet… Bunlar lüks değil, temel ihtiyaç.
Ama bizim Antakya’mızda bunlar bile hâlâ lüks!
Elektrik kesiliyor.
Su kesiliyor.
İnternet kesiliyor.
İş yapamıyoruz.
Sıcaktan nefes alamıyoruz.
Ama televizyonda, sosyal medyada ve çeşitli açıklamalarda Antakya’nın ayağa kalktığını, hayatın normale döndüğünü dinliyoruz.
İnsan ister istemez soruyor:
Biz neden bunları göremiyoruz?
Biz neden bunları yaşayamıyoruz?
Bizim yaşadığımız Antakya ile anlatılan Antakya ayrı yerler mi?
Yoksa iki farklı Antakya mı var?
Bir tarafta gerçekten depremi yaşamış, evini ve işyerini kaybetmiş, bugün hâlâ elektrik, su ve internet kesintileriyle boğuşan insanlar…
Diğer tarafta ise her şeyin güllük gülistanlık olduğu, hayatın normale döndüğü anlatılan başka bir Antakya!
Eğer hayat gerçekten normale döndüyse, kimin hayatı normale döndü?
Parası olanın mı?
Gücü olanın mı?
İşini bir şekilde kıvırabilenin mi?
Yukarıda tanıdığı olanın mı?
Torpili olanın mı?
Birilerine yaranmayı, yalakalık yapmayı becerenin mi?
Evet…
Belki onların hayatı normale dönmüştür.
Belki onların klimaları çalışıyordur.
Belki onların evlerinde çayları demleniyordur.
Belki onların işyerlerinde elektrik, su ve internet sorunu yoktur.
Belki onlar gerçekten lüks içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlardır.
Ama bizim için hayat hâlâ normale dönmedi.
Biz hâlâ deprem sonrası hayatın en ağır tarafını yaşıyoruz.
Ve bugün, 2026 yılının ortasında, hâlâ elektrik kesintisi yüzünden bir bardak çay yapamıyorsak; sıcaktan kan ter içinde kalıp klimayı ve vantilatörü çalıştıramıyorsak, “Antakya ayağa kalktı” cümlesini sorgulamak da bizim en doğal hakkımızdır.
Çünkü bizim gerçeğimiz burada.
Bizim Antakya’mız burada.
Ve bizim hayatımızda henüz hiçbir şey normal değil.
Sözde Antakya ayağa kalktı.
Peki biz?
Biz hâlâ enkazın gölgesinde, elektriğin gelmesini bekliyoruz.
Mehmet Hüseyin ZORKUN



