Gündem

BİR ŞEHRİ KURTARMAK YETMEZ

Aşkım Tan 'ın Kaleminden...

Prwss ZORKUN

BU BİR HATAY YAZISI DEĞİLDİR.

Bu bir Lozan yazısı da değildir.

Bu bir 24 Temmuz yazısı da değildir.

Bu, “vatanım” dediği bir şehre gerçekten sahip çıkıp çıkmadığını sorgulama yazısıdır.

Bazı şehirleri kurtarmak yıllar sürer.

Bazı şehirleri unutmak ise yalnızca birkaç yıl...

Hatay...

İşte böyle bir şehirdir.

Bu topraklar için insanlar can verdi.

Diplomatlar yıllarca masa başında mücadele etti.

Gazeteciler baskılara rağmen yazdı.

Çünkü herkes biliyordu ki...

Bir şehir yalnız silahla korunmaz.

Hakikatle de korunur.

 

23 Temmuz 1939'da Hatay anavatana kavuştu.

24 Temmuz sabahı ise yeni bir geleceğe uyandı.

Tarih bazen aynı güne iki anlam yükler.

24 Temmuz, yalnızca Hatay'ın özgürlüğe kavuştuğu ilk sabahlardan biri değildir.

Aynı zamanda Türk basınının sansür zincirini kırdığı günün de simgesidir.

Belki de bunun için aynı gün bize aynı gerçeği hatırlatır:

Toprak da hakikat de ancak sahip çıkılırsa korunabilir.

Aradan onlarca yıl geçti.

Bugün Hatay'a bakıyorum.

Bu kez savaş yok.

İşgal yok.

Diplomatik pazarlıklar yok.

Ama başka bir mücadele var.

Depremin yaraları henüz kapanmadan...

Seller geliyor.

Evler su altında kalıyor.

İş yerleri zarar görüyor.

Kimi evini...

Kimi dükkânını...

Kimi ömrünün emeğini kurtarmaya çalışıyor.

Şehrin sesi olmaya çalışanlar ise, önce kendi seslerini ayakta tutma mücadelesi veriyor.

İşte insanın canını acıtan tam da burası.

Çünkü mesele yalnızca sel değildir.

Bir şehrin yalnız binalarını değil, hafızasını da ayakta tutma mücadelesidir.

Kendimize dürüstçe şu soruyu sormamız gerekiyor:

Hatay'a gerçekten sahip çıktık mı?

Yoksa onu yalnızca yıldönümlerinde hatırlanan bir hatıraya mı dönüştürdük?

Bir şehre sahip çıkmak...

Bir gün bayrak çekmek değildir.

O bayrağın altında yaşayan insanın yarasını da sahiplenmektir.

Gazetecisinin kalemine...

Esnafının dükkânına...

Çiftçisinin toprağına...

Çocuğunun geleceğine sahip çıkmaktır.

Çünkü şehirler yalnız afetlerle yıkılmaz.

Unutulduklarında yıkılır.

Belki de artık asıl soruyu sormanın zamanı gelmiştir.

Bir ülke şehirlerini gerçekten ne zaman kaybeder?

Savaşta mı?

Depremde mi?

Selde mi?

Hayır.

Onları kendi kaderleriyle baş başa bıraktığı gün kaybetmeye başlar.

Hiçbir afet yalnızca doğanın eseri değildir.

İhmal onu felakete dönüştürür.

Sessizlik büyüdüğünde unutuluş olur.

Kayıtsızlık büyüdüğünde ise vicdan yıkılır.

İşte bu yüzden 24 Temmuz yalnızca geçmişi anma günü değildir.

Bugüne bakma günüdür.

Lozan'ın bize bıraktığı bağımsızlığa...

Hatay'ın bize bıraktığı sabra...

Özgür basının bize bıraktığı hakikate ne kadar sahip çıktığımızı sorgulama günüdür.

Çünkü özgürlük...

Kazanıldığı gün değil, korunduğu sürece vardır.

Bayraklar bir günde göndere çekilir.

Kanunlar bir günde çıkarılır.

Törenler birkaç saatte tamamlanır.

Ama bir şehre sahip çıkmak...

Her gün yeniden verilen bir sözdür.

İşte bu yüzden...

Bir şehri kurtarmak tarih yazar.

O şehre sahip çıkmak ise vicdan yazar.

Bir millet...

Yalnız sınırlarını kaybettiğinde küçülmez.

Şehirlerini unuttuğunda vicdanını kaybetmeye başlar.

Hatay'ın bugün ihtiyacı yeni nutuklar değildir.

Yeni yıldönümleri de değildir.

Hatay'ın ihtiyacı, acısı dinene kadar yanında duran bir devlet, sesi kısılmayacak bir yerel basın ve “yalnız değilsin” diyen bir millettir.

Çünkü vatan, yalnız haritada çizilmiş bir sınır değildir.

Vatan, yarası kanarken arkasını dönmediğin yerdir.

Bir milleti ayakta tutan da sınırları değil, birbirini unutmayan insanlarıdır.

Çünkü bir şehri kaybetmek yalnızca bir coğrafyayı kaybetmek değildir.

Bir milleti millet yapan hafızayı kaybetmektir.

Hafızasını kaybeden milletlerin haritaları değişmeden de ülkeleri eksilir.

 


5 TL reklam
Önceki Haber 15 Temmuz Demokrasi Şehitleri, Gazileri ve Terör Mağdurları ...
Sonraki Haber Bakan Murat Kurum Malatya’da Sosyal Konut Kura Ve Toplu Açıl...

İlgili Haberler