Sağlık

UYUŞTURUCU 12 YAŞIN ALTINA İNDİYSE, ARTIK HEPİMİZ SORUMLUYUZ

Türkan Çaçan 'ın Kaleminden...

Dansbase
Pha halk gazeteciliği


Diyarbakır Barosu’nun uyuşturucu kullanım yaşının 12’nin altına kadar düştüğüne ilişkin açıklaması, üzerinde birkaç gün konuşulup unutulabilecek sıradan bir istatistik değildir. Bu tablo, uyuşturucu meselesinin artık yalnızca bir güvenlik ve asayiş sorunu değil, doğrudan doğruya çocuklarımızı, aileyi ve toplumun geleceğini ilgilendiren ağır bir toplumsal sorun hâline geldiğini göstermektedir.


On iki yaşından küçük bir çocuktan söz ediyoruz. Okul sırasında olması, oyun oynaması, kitaplarla, sporla ve sanatla tanışması gereken bir çocuğun uyuşturucuyla karşılaşması, yalnızca o çocuğun veya ailesinin sorunu sayılamaz. Bir çocuğun eline uyuşturucu ulaşabiliyorsa hepimizin kendimize sorması gereken bir soru vardır: Biz nerede geç kaldık?


Uyuşturucuyla mücadelede yalnızca sonuçlarla uğraşmak yeterli değildir. Elbette uyuşturucu ticaretinden kazanç sağlayan, özellikle çocukları ve gençleri hedef alan kişilere karşı hukuk güçlü olmalı; ceza ve infaz sistemi gerçek anlamda caydırıcı bir nitelik taşımalıdır. Çocuklarımızın geleceğini ticari kazanç uğruna karartanlara karşı kamusal otoritenin tavrı açık ve kararlı olmak zorundadır.


Ancak uyuşturucunun pençesine düşmüş çocuk ve gençlere yaklaşımımız farklı olmalıdır. Bağımlılığa sürüklenen insanı yalnızca suçlu olarak görmek sorunu çözmediği gibi yeni mağduriyetler de yaratabilir. Satıcıya karşı caydırıcı hukuk, bağımlıya karşı tedavi ve rehabilitasyon, çocuğa karşı ise koruyucu sosyal devlet anlayışı esas alınmalıdır.


Asıl başarı, uyuşturucu satıcısını yakalamanın yanında bir çocuğun uyuşturucuyla hiç tanışmamasını sağlayabilmektir.


Bunun yolu da toplumun bütün kurumlarının sorumluluk üstlenmesinden geçmektedir. Eğitim kurumları, sağlık kuruluşları, üniversiteler, barolar, belediyeler, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ortak bir mücadele mekanizmasının parçası hâline getirilmelidir. Özellikle sahada mağdurla ve aileyle doğrudan temas eden sivil toplum kuruluşlarının bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmalıdır.


Dünya Mağdurları Derneği olarak uyuşturucu meselesine yalnızca bağımlılık açısından bakmıyoruz. Çünkü uyuşturucu bir kişiyi etkileyip orada kalan bir sorun değildir. Bağımlılığın arkasından aile içi sorunlar, eğitimden kopuş, ekonomik yıkım, şiddet, suç ve giderek büyüyen yeni mağduriyetler gelebilmektedir. Dolayısıyla uyuşturucuyla mücadele aynı zamanda yeni mağduriyetlerin ortaya çıkmasını engelleme mücadelesidir.


Bizim savunduğumuz toplumcu anlayış açıktır: Devlet yalnızca suç meydana geldikten sonra müdahale eden bir mekanizma değildir. Sosyal devlet, mağduriyet ortaya çıkmadan önce riskleri görebilmeli ve insanını koruyabilmelidir. Okuldan kopma riski bulunan çocuğa ulaşmak, aileyi desteklemek, bağımlılık tedavisini ücretsiz ve erişilebilir hâle getirmek, mahallelerde çocukların ve gençlerin spor, sanat, kültür ve eğitim imkânlarını artırmak da uyuşturucuyla mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır.


Aileler de bu mücadelede yalnız bırakılmamalıdır. Çocuğundaki değişimi fark eden fakat nereye başvuracağını bilmeyen bir anne veya baba, kurumların kapısında dolaştırılmamalıdır. Tedaviden psikolojik desteğe, eğitimden sosyal yardıma kadar bütün mekanizmaların birbirleriyle koordineli çalıştığı ulaşılabilir bir sistem oluşturulmalıdır.


Çünkü uyuşturucuyla mücadele yalnızca sokaktaki maddeyi ortadan kaldırmak değildir; çocuğu o maddeye götüren yolu da kapatmaktır.


Bugün kullanım yaşının 12’nin altına düştüğünü konuşuyorsak, sorumluluğu yalnızca emniyete, yargıya, okula veya aileye bırakamayız. Devlet kurumları ve sivil toplum aynı toplumsal sorumluluğun farklı taraflarıdır. Birbirinden habersiz çalışmalar yerine ortak akıl ve ortak mücadele gerekmektedir.


Dünya Mağdurları Derneği olarak çağrımız nettir: Uyuşturucuyla mücadelede sivil toplum kuruluşları sürecin dışında bırakılmamalı; önleme, bilinçlendirme, rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırma çalışmalarına etkin biçimde dâhil edilmelidir.


Çünkü burada herhangi bir istatistikten değil, çocuklarımızdan söz ediyoruz.


Bir çocuk uyuşturucuya kaybedildiğinde yalnızca bir aile değil, toplum kaybeder.


Bu nedenle çocuklarımızı uyuşturucuya teslim etmeyeceğiz. Satıcıya karşı caydırıcı hukuk, bağımlıya karşı tedavi, aileye sosyal destek, çocuğa koruma ve toplum için güçlü önleyici politikalar talep etmeye devam edeceğiz.


Çünkü çocuklarımızın geleceğini korumak herhangi bir kurumun tek başına görevi değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.



5 TL reklam
Önceki Haber Muğla’da Otomobilde Uyuşturucu Sevkiyatına Polis Engeli: 2 T...
Sonraki Haber Fransa Cumhurbaşkanı Macron İle Zelenskiy Arasında Kritik Sa...

İlgili Haberler