İSTANBUL / TEKHA
Görevinden uzaklaştırılan tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı davanın üçüncü oturumu tamamlandı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesi karşısındaki salonda görülen celsede sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmetti.
Sanık Kürsüsünde Savunmalar Yapıldı
Hakkında ‘siyasal casusluk’ suçlamasıyla 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep edilen Ekrem İmamoğlu, duruşma salonunda savunmasını gerçekleştirdi. İmamoğlu kürsüde şunları söyledi:
“Türkiye çok ilginç bir dönemden geçiyor. Her sabah nasıl bir Türkiye’ye uyandığının bu millet farkında değil. Asrın akıl tutulmuşluğuyla mücadele eden bir toplum halindeyiz. Makam, mevki, menfaat üçlemesiyle hareket ederek Ahmet Özer Başkanımızı operasyon yapılarak ilk adımını atmış, tutuklanmış ve işe başlanmıştır. Bu yöntemlerle Türkiye’yi altüst etmenin yanı sıra aynı zamanda ekonomik, sosyolojik bedelleri bu millete çok ağır olmuştur. İddia ediyorum, ağır bilançonun milletin sırtına yük edilen, 87 milyonun cebinden çıkan rakamı dövizden enflasyona, borsadan sanayiye, düşürülemeyen faizden gıda enflasyonuna kadar 250 milyar doları aşmıştır. Bunun adı ister fonda vurgun yapan kişiler olsun, ister ihale peşinde koşan bir avuç insan olsun ya da siyasetin içinde, kapalı kapılar ardında veya başka görevlerdeyken bundan nemalanan insanlar olsun. Önümüzdeki süreçte hayatımızı çok etkileyecek, bedeli ağır olacak, iktidar eliyle gerçekleşen asrın soygunu fon vurgunu da buna dahil değildir. Bir gün diplomamı, bir gün makam arabamı savunuyorum. Ben hangi bilgiyi temin etmişim? Kime aktarmışım? Hangi talimatı vermişim de böyle bir işlem yürümüş? Tek bir konusu dahi geçmedi. Ne mahkeme heyeti bana soru sordu bugüne kadar ne de bir arkadaşıma sordu. Ama biz bununla yargılanıyoruz. Hangi eylemle devletin güvenliğine karşı hareket etmişiz? Bir kadına 110 bin dolar İBB burs vermiş. İmamoğlu ne yapmış? 6 senede bugünün parasıyla 12,5 milyar lirayı 600 bin çocuğa dağıtmış. Onun için ben buradayım. Milletin parası millete verilecek, dedik biz; onun için. Sayın Cumhurbaşkanı o zaman Başbakan, aynı anda Başbakan’a da danışmanlık yapıyor. Benim yanımda öyle biri gezecek. Kovarım. Bedelini ödettiririm ona. MASAK’ın sisteminde siyasi nüfuz sahibi kişiler için özel bir koruma katmanı varmış. Kara parayla mücadele kılığında iktidarın kirli parasını koruyan bir düzen. Bu mudur milli güvenlik? 20 milyar dolarlık vurgunu yapan kurumların başındaki insanları gözaltına aldılar. Aldılar, bıraktılar; aldılar, bıraktılar.”
Denetim Mekanizmalarına Yönelik Eleştiriler
Konuşmasına devam eden İmamoğlu, finansal denetim süreçlerine ve davaya ilişkin tepkisini şu sözlerle sürdürdü:
“Bu ülkede adalet terazisinin bir kefesinde iktidar vardır, orası dokunulmazdır. Orada hesap yapmak yoktur, denetim yoktur. Öbür kefesinde ise üzerine itiraz edenler vardır. Orada yargılanmak, susturulmak, gözaltına alınmak vardır. Bütün bunların bedeli emeklilerin aç kaldığı bir Türkiye’dir. Bunun sonucu nedir, biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesi önünde, 2 çocuk babası emekli bir yurttaşımız Ali Şekeroğlu, ‘para için değil, onurumuz için’ diyerek canına kıymıştır. Bunların hepsinin sebebi işte bu casusluk davası gibi davalardır. İddia makamı, duyun bu sesi. Sorumlusunuz. Anlatıyorlar ya bize sistem sistem diye; kişi kendinden bilir işi misali onların zihniyeti, yarattıkları sistem denetleyeni denetlenenle aynı koltuğa oturtur. Soyanı korur, sorgulayanı hapseder. Konuşanın hesabını kapatır, susanı ödüllendirir. Casusluk diye seçmen analizini mahkemeye taşır, milyarlarca dolarlık soygunu ise ‘soruşturuyoruz’ diye rafta tutar. Ali Şekeroğlu Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyarken, birilerinin fon soygununun faillerini koruduğu bir Türkiye’deyiz. Ülkenin en önemli kurumları kara para iddialarıyla anılır hale geldikten sonra, kara para operasyonu, borsa operasyonu, kuyumcu operasyonu başlıkları atarak karşımıza çıkıp işçinin, emekçinin aklıyla alay edemezsiniz. Bu operasyonlar yapılıyor, sonra bakıyoruz, hapishanede kimse yok. Niye bırakıldı, kimsenin haberi yok. Dün milli takımımız 4-1 kaybetti. Ülkede kıyamet kopuyor. Büyük bir fon vurgunuyla karşı karşıyayız. Neymiş efendim? Bu sabah Merkez Hakem Kurulu’na büyük operasyon yapmışlar. Milletin aklıyla dalga geçiyorlar ya. Bu ülkede devletin itibarı tartışılırken, denetim kurumlarının görevlerini yerine getirip getirmediği de konuşulmalıdır. Mesela SPK ne yaptı? BDDK ne yaptı? Hazine ve Maliye Bakanlığı ne yaptı? İlgili kurumların uyarıları, müdahaleleri yeterli oldu mu? Kimler kazanç elde etti, kimler zarara uğradı? Hangi denetim mekanizmaları işletildi? Bunlar açıklığa kavuşturulması gereken meseleler.”
Tanık İfadeleri Ve İddialara İtiraz
Duruşmada dinlenen tanıklardan Zeynep Ş., yurt dışına para aktarımı iddialarına ilişkin şunları anlattı:
“Ben Seher Alaçam’ın asistanıydım. Hüseyin Gün, Seher Hanım’ın yeğeni olarak ilk önce tanıtıldı bana. Daha sonraki ilerleyen dönemlerde Hüseyin Bey, Seher Hanım’a ‘anne’ demeye başladı. Hüseyin Bey’in iş toplantıları olduğu zaman dışarıdaki yemekleri veya iş için uçak biletlerini ayarlardım. Çoğunlukla Seher Hanım’ın kişisel asistanıydım. Hüseyin Bey, ‘Zaten bu ülkede yaşanmaz, bankadaki hesaplara el koyacaklar’ diyordu. Bunların neticesinde yurt dışında, İsviçre’de bir hesap açıldı ve paralar parti parti yurt dışına gitti. Daha sonra Hüseyin Bey Amerika’da bir şirket kurdu, o şirkete de paralar dönem dönem aktarıldı.”
Diğer tanık Berkay Y. ise para transferi iddialarını şu ifadelerle dile getirdi:
“Hüseyin Beyinde, Seher Hanım’la beraber yaşadığı için onun da şoförlüğünü yapıyordum. Hüseyin Bey’le Seher Hanım’ın vefatından sonra daha çok yakınlaştık. Daha çok beraber gitmeye, gelmeye başladık. Merdan Bey’i de kendisine seçim zamanı yardım veya para götürdüğümden tanıyorum. Kendisinin yardımcı şoförü vardı Tamer Bey. Tamer Bey’i arayarak Merdan Bey’e de o şekilde, ofisine gidip de vermişliğim vardır. Onun iletişim numarası vardı bende. Merdan Bey’in iletişim numarası yoktu. Hüseyin Bey bazen zarfa koyuyordu, bankadan çekiyordum, götürüp teslim ediyordum. Kendisi, ‘Yardım ediyoruz, Bizim de bir katkımız olsun’ diye gönderiyordu. Merdan Bey’e götürüyordum. Bankadan çekiyordum, zarfa koyuyordu ama yani mesela 5 bin Euro, 10 bin Euro. Kendim çekiyordum. Hüseyin Bey talimat veriyordu ama zarfın içine ben kendim koymuyordum. Hüseyin Gün’ün hesabından. 10 bin Euro çektim, 5 bin Euro çektim farklı günlerde. Merdan Bey’e bizzat teslim etmemi söylüyordu. Ben de Tamer Bey’i arıyordum, Merdan Bey’e ofisinin girişinde turnikelerin orada teslim ettim.”
İddiaların gerçeği yansıtmadığını belirten sanık Merdan Yanardağ, kürsüde şu açıklamayı yaptı:
“Hiçbir şekilde para almadım. Birinin getirip bana para vermesi mümkün değildir, kanalın işleyici açısından da. Tanığı görmüş olabilirim belki Seher Hanım’ın şoförü olduğu için. Seher Hanım zaman zaman gelir giderdi. Seher Hanım Tele 1 destekçisiydi çünkü. Seher Hanım Tele 1’e bizim kampanyamız çerçevesinde sponsorluk desteği verirdi, küçük ufak tefek. Kendisinden hiçbir şekilde para almadım. Bir şoförün turnikelerin önünde bana zarfla para vermesi bizim iş yerinin olağan akışına aykırı bir durum. Böyle şoförle, zarfla para getirmek götürmek ilişkisi mümkün değildir. Yalan söylüyor.”
Mahkemeden Erteleme Kararı
Cumhuriyet savcısının tutukluluğun devamı yönündeki talebini değerlendiren mahkeme heyeti, mevcut durumun korunmasına hükmetti. Dava dosyasındaki eksikliklerin giderilmesi amacıyla duruşma 23 Aralık tarihine ertelendi.



