Bir denizin kıyısında durup sadece köpüklerini izlemekle, kendinizi o serin ve koyu mavi boşluğa bırakmak arasında büyük bir fark vardır. Köpükler güvenlidir; ayağınızı ıslatır, biraz serinletir ama sizi asla yutmaz. Derinlik ise cesaret ister. Bilinmezi, karanlığı ve hepsinden önemlisi kontrolü kaybetme ihtimalini barındırır.
Bugün insani ilişkilerimizden zihinsel yolculuklarımıza kadar her alanda bir kıyı insanına dönüşmüş durumdayız. Hayatın, duyguların ve fikirlerin sadece köpükleriyle yetiniyoruz. Bir kitabı sonuna kadar okumak yerine özetini taramak, bir fikri köklerine kadar sorgulamak yerine hazır sloganlara sığınmak, bir insanı zaafları ve derinlikleriyle tanımak yerine onun bize sunduğu cilalı vitrinle yetinmek... Yüzeyde kalmayı bir yaşam sanatı haline getirdik, çünkü derinleşmekten ürküyoruz.
Derinleşmek, emek ister. Bir konunun derinine inmek, kendi ezberlerinizin bozulmasını göze almaktır. Bir insanın iç dünyasına inmek, onun yaralarına dokunmayı ve kendi yaralarınızla yüzleşmeyi gerektirir. Oysa hızın ve yüzeyselliğin kutsandığı bu çağda, hiç kimsenin bir başkasının veya bir düşüncenin derininde kaybolmaya niyeti yok. Her şey teğet geçmeli, her şey hızlıca tüketilmeli ve sırada bekleyen bir sonraki sığ deneyime geçilmelidir.
Fakat yüzeyde kalan her şey gibi, bu sığ ilişkiler ve yüzeysel fikirler de ilk fırtınada savrulup gidiyor. İçinde derinlik barındırmayan bir yaşam, ne kadar kalabalık görünürse görünsün, özünde koca bir kurgudan ibaret kalıyor.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, o güvenli kıyılardan biraz uzaklaşabilmektir. Bir fikrin, bir dostluğun ya da sadece bir sessizliğin derinliğine dalmaktan korkmamak... Çünkü insan, sadece yüzeyde tutunarak hayatta kalabilir; ama gerçekten yaşamak, ancak derinlere inmeyi göze aldığınızda başlar.
Yalçın Sevim



