Onca akıl almaz haber ve sıkıntılı siyasi gerçeklerin ortasında, öncelikle ülkenin hangi şizofrenik yörüngede yol aldığını sizi en çok gülümsetecek noktasından göstermek istiyorum:
İlk örnek, bildiğiniz gibi, millî takımımız Amerika’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda başarılı olamadı ve ilk turda elendi. Birçok futbol yazarı, eleştirmen ve eski futbolcu doğal olarak milli takımı, teknik direktör Montella’yı ve Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nu eleştirmeye başladı. Ne bekliyorsunuz? Herhalde övecek değillerdi! Peki, sayın Federasyon Başkanımız ne yapsa beğenirsiniz? Hacıosmanoğlu panik içinde Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten bu eleştirilerin önünün kesilmesi için bir yasa çıkarılmasını talep etti! Yani olay artık Aziz Nesin’in harika beyninin çıkardığı mizah anlayışını katbekat aştı!
İkinci örneğimiz, hatırlayacaksınız, televizyonda büyük ihtimalle görmüş olduğunuz, Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda imtihan olacağı kurumun açık kapısına doğru koşarak gelen genç bir kızımız merdivenleri çıkıp içeri girmek üzereyken görevli onu fark ediyor ve hızla içeri girip kapıyı suratına kapatıyor! Kapıyı açıp “Hadi çabuk koş, geç kalma!”diyeceğine, ona bilerek kötülük yapıyor! Bence neden biliyor musunuz? Çünkü içinden geçtiğimiz dönemin, bu şekilde davranılması gereken ve haklı olanın cezalandırıldığı veya yasaklandığı bir dönem olduğunu o da kendine göre anlamış; herhalde taptığı güç odaklarına yaranmak için kapıyı öğrencinin suratına hızla kapatıyor!
Üçüncü sahnemiz, Ankara’da yapılan bir cenazeden… CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin babası maalesef rahmetli olmuş, cenazede farklı isimler ve çelenkler karşı karşıya gelmiş. Bu arada cenazeye yollanan “CHP Genel Başkanı Özgür Özel” çelenginden birileri alelacele bu sıfatı ve isim şeridini söküyor! Butlan savaşları artık ne acı ki cenazelere taşmış!
Dördüncü sahnemiz, butlan savaşlarının yine arbedeye dönen sokaklarından geliyor. Genel Merkez’i işgal eden butlan yönetimi tarafından İzmir İl Başkanlığı’na sözde Başkan Utku Gümrükçü atanıyor. Kapılar kırılıp il binasına girildikten sonra ise gerçek başkan Çağatay Güç, fiilen görevini kaybediyor ve bu “onurlu” hamleyle Utku Gümrükçü polis desteği eşliğinde muzaffer edalarla makama oturarak “yeni İl Başkanı” oluyor!
Beşinci sahnemiz, o da en teatral bulvar tiyatrolarını kıskandıracak seviyede, pazartesi günü yaşanan yeni büyük skandalımız! CHP’lilerin muhalif oylarıyla 31 Mart 2023 seçiminde CHP’den Haymana Belediye Başkanı seçilen Levent Koç, AKP’ye geçeceği iddialarına karşı geçen 20 Haziran 2026Cumartesi günü Mansur Yavaş’ı ziyaret ediyor ve elini öperek, “Vallahi billahi bu iddialar tamamen yalan!” diyerek hem Mansur Yavaş’a hem de Özgür Özel’e açık bir bağlılık deklarasyonu yapıyor. Hemen ardından gelen sahnede ise bu sefer el öpme meraklısı Koç’umuz 2 gün sonra, Pazartesi akşamüstü Erdoğan’ın elini öpüp ona bağlılık ve sevgi gösterilerinde bulunarak AKP’ye geçiyor. Bırakın siyasette omurga var mı yok mu tartışmasını, sizce her insan gerçekten “omurgalı” bir canlı mı?
Altıncı sahnemiz, stand-up gösterisine benzeyen bir karşılaşma: Geçen hafta Sözcü televizyonunda canlı yayına çıkan Kılıçdaroğlu, sosyal medyada da gördüğünüz gibi gazetecilerin sayısız önemli sorusuna “Ben bilmiyorum, ben ne bileyim?” diye rekor sayıda komik yanıt veriyor! Bunlar sosyal medyada tıklanma rekoru kırıyor! Vakit olsaydı veya ben de orada olsaydım, sorulabilecek bazı ek kritik soruları size hatırlatayım: Bay Kemal,İmamoğlu’nun aday olup olmaması konusu sorulduğunda “Bilmiyorum, vakti geldiğinde yetkili organlar tartışır” gibi cümlelerle yine topu taca atıyor. Mesela, “1.800.000 CHP üyesi İmamoğlu’nu aday göstermiş; sizce bunun bir değeri yok mu? Hâlâ kalkmış ‘Bakacağız, soracağız’ diyorsunuz?” sorusu onu fena sıkıştırırdı…
Kendisine sorulması gereken başka bir soru, Özgür Özel’le teke tek Türkiye’de izlenme rekoru kıracak bir televizyon tartışmasına girip girmeyeceğiydi. Burada bu yüzleşmeden kaçmak için hangi derelerden hangi suları getireceğini merak ederdim! Ya da, Bay Kemal her zamanki üstten bakan tavırlarıyla “Ben hiçbir zaman CHP Genel Başkanlığı’na aday olmadım, hep delegeler beni aday gösterdiler, sağ olsunlar” gibi bir cümle kullandığında buna verilecek çok ağır bir yanıt var: “Kemal Bey böyle diyorsunuz ama, siz de şeker dağıtır gibi, seçtiğiniz isimlere milletvekili adaylığı, belediye başkan adaylığı, il başkanlığı veya ilçe başkanlığı sıfatı veya İş Bankası yönetim kurulu üyeliği gibi sayısız ‘hediyeler’ verebiliyorsunuz! Sonra, daha seçimi geçirmeden topladığınız bu sözde destek imzalarıyla, özde karşılıklı sırt kaşıma anlaşmalarıyla, kendinizi yıllarca yeniden seçilen CHP lideri olarak pazarladınız! Son denemenizde, Aralık 2023’te, bu taktiklerinize rağmen örgüt size ‘Yetti artık, dur!’ dedi. Siz ise, vakurluk içinde bu demokratik mağlubiyeti kabul edeceğinize, elinizde hiçbir kanıt bulunmadan kurultayda delegelere para dağıtıldığı gibi bir iddiayla yargısız infaza geçerek, hukuki bir karar alınmadan, yalnız bazı kuru iddiaları dikkate alarak partinin içinde vur kır dök parçala operasyonlarına girişiyorsunuz! Belki, antidemokratik tek adam yollarıyla heybenizden dağıttığınız o bol maddi çıkarları da beraberinde getiren sıfatlar, kimi insanlara göre de açık ‘rüşvet’ sayılamaz mı? Hiç sizin dağıttıklarınızı, o kanıtsız iddialarınızı süsleyen birkaç telefon veya birkaç bin dolarla kıyaslamak uzaktan yakından mümkün mü? Hatırlar mısınız, bu sıfatlar partinin örgütü tarafından, tüm üyeler tarafından, sizin döneminizde de elinize sunulan Demokratik Devrim Tüzüğü gibi yöntemlerle belirlense, çok da objektif bir şekilde bu iddialardan kurtulmuş olmaz mıydınız? Neden tek adam senaryolarınızı değiştirmemek için bu kadar direndiniz?” Veya,neden Özgür Özel’in 2 milyon üye ile genel başkan seçimi teklifine yanaşmıyorsunuz? Aynı teklifi size 2021 yılında yeni tüzük projesi olarak sunduğumda, yine yorum yapmadan konuyu kapatmayı tercih etmiştiniz. Demek ki bütün yetkileri en verimli şekilde kendiniz kullanmayı ve şekerlerinizi dağıtmayı tercih ediyorsunuz! Bu konuyu siz Genel Başkan iken de müteaddit defalar aynı şekilde gündeme getirmiştim, hatırlarsanız.
Yedinci örnek basit bir haber: 12. Yargı Paketi’nde yer alan ve yargıya ilişkin getirilmeye çalışılan düzenlemeler, yani iktidarın tercihleri doğrultusunda yapılan rötuşlar arasında, “Yargıtay’ın bozma yetkisi yeniden düzenlenecek” ve “Yargıtay artık sadece görevsizlik ve yetkisizlik nedeniyle bozma kararı veremeyecek”müjdesi var! Ankara’da ve birçok kentte sayısız yeni görev ataması yapıldıktan sonra, çoğu zaten Erdoğan döneminde atanmış Yargıtay üyelerinin kararlarına bile artık tahammül edilemeyeceği olasılığı beni benden aldı! Ne kadar güzel ve tartışmasız, kavgasız, tek merkezli bir yargı sistemine doğru kayıyoruz değil mi?
Sekizinci örnek, bir saptamadan ibaret: Lütfen hatırlar mısınız, 2023 seçimlerinde Erdoğan için gerek diploma nedeniyle gerekse anayasaya göre zaten daha önce iki kere cumhurbaşkanlığı görevini yaptığı için 2023’te aday olamayacağı konusu hakkında çok ciddi ve ağır tartışmalar yapılıyor, birçok hukukçu tarafından vurgulanıyordu… Hiç aklınıza geldi mi? Bugün de Erdoğan, bu sefer dördüncü cumhurbaşkanlığı dönemi adaylığına doğru koşarken, neden artık bunlar büyük bir polemik ve tartışma konusu hâline gelmiyor? Kafanızı gereksiz yormayın. Özel hukuki bir yenilik yok. Çünkü maalesef, muhalifler dahil, siyasilerimiz tarafından hukukun anladığımız anlamda kalmadığı de facto kabul edilmiş durumda! Kimsenin hukuka göre bir hareket veya hizalanma olacağı konusunda zaten bir beklentisi kalmamış!
Dokuzuncu konumuz çok acı! Ülkenin yangın yerine dönmüş hallerinin ortasında Ankara’da en değerli alyuvarlarımız olan sevgili öğretmenlerimize artık kameralar önünde, canlı yayında üst üste polis dayakları atıldığını ve gözaltına alındıklarınıgörüyoruz. Yaşayabilmek için hakkını arayan öğretmenlerin “senin hak ettiğin budur” diye reva görülen ve gizlenmeyen, saklanmayan şiddet dolu tavırlar bunlar!
Onuncu örneğimiz, Akbelen ormanlarından başlayarak ekolojik direncin simgesi hâline gelen Esra Işık kardeşimizin, doğa ile ilgili onca yeni kötü haberin ardından yeniden hâkim karşısına çıkması ve bu sefer mikrofonlara “Bu memleketi, bu toprakları savunmak onurumuzdur, asla vazgeçmeyeceğiz” şeklindehaykırarak halkın en duyarlı sevgililerinden biri hâline gelmesi!
On birinci örneğimiz maalesef insanı dehşete düşürecek şekilde, son 20-30 yılda ya da son üç yılda, enflasyonun nerelerden nerelere yükseldiği ve mesela 2006’da 44 TL’ye dolan bir pazar filesinin aynı malzemeleriyle geçen 20 yılın ardından bu yıl 3538 TL’ye ancak dolabilmesi ve buna benzeyen sayısız moral bozucu istatistiki rakam silsilesiyle yaşanan ekonomik iflasın somutlaşması!
Bütün bu verilerin karşısında, İmamoğlu’nun da Silivri zindanındaki küçük odasında kalemiyle direnmeye mahkûm edildiği bir ortamda, halkın artık hiçbir şekilde vazgeçmeyeceği umuduyla Özgür Özel, şerefli ve tarihi mücadelesine devam ediyor. Bu haftaki grup toplantısında yine atanmış kayyum hakkında “Atanmışlar kendilerini atayanlardan talimat alırlar; ama seçilmişler talimatı da görevi de milletten alırlar” diyerek ayar verdi ve en sert şekilde partinin geleceğini ve seçimleri bloke edenleri, halkın umutlarını saçma gerekçelerle Kaf Dağı’nın arkasına atmaya çalışanları en açık ve mantıklı gerekçelerle halka afişe etti! Gerçek CHP, zor bir kararla yüz yüze; geçen hafta da söylediğimiz gibi, yeni parti kurmak her ne kadar şu anda Özel’in iteklendiği belki tek yol gibi görünse de bu tabii ki çok zor bir karar! Dolayısıyla hiç kimse ondan acele etmesini beklemesin, “Niye zor geliyor ki?” demesin. Özel’in uykusunu kaçırtacak şekilde yaşadığı bütün tereddütler haklı ve yerindedir. Ama bir yere kadar. Çünkü çok yaklaşan kritik tarihler eşiğinde sistemin gerçek muhalefeti seçimlerde parçalamanın ötesinde, seçim dışı bırakmaya çalışma gayretleri, her an başka bir fiilî durumla kendini gösterebilir…
--
Bedri Baykam