ANKARA / TEKHA
Milli İstihbarat Akademisi uzmanı Baki Laleoğlu tarafından hazırlanan ‘Almanya’da Aşırı Sağ: Liberal Demokrasinin Temsil Krizi’ başlıklı kapsamlı çalışma kamuoyuyla paylaşıldı. Raporda, Almanya’da radikal sağ hareketlerin güç kazanması geçici bir reaksiyonun ötesinde, Batı dünyasındaki yapısal dönüşümlerin ülkedeki bir tezahürü olarak ele alındı. Bu yükselişin ana kaynağının doğrudan bir sebep değil, geleneksel siyasi aktörler ile liberal demokratik düzenin temsil üretme kabiliyetindeki gerileme olduğu kaydedildi.
İncelemede; 11 Eylül sonrası artan İslam karşıtlığı, 2008 küresel mali krizi, 2015-2016 göç hareketliliği ve salgın sürecinin aşırı sağı doğrudan doğurmadığı, yalnızca mevcut yapısal çatlakları gün yüzüne çıkardığı ifade edildi. Akımın kökenlerinin sadece nasyonal sosyalizm parantezine sıkıştırılamayacağı, modern Alman milliyetçiliğini şekillendiren ‘Völkisch’ düşünce mirasıyla derin bağlar taşıdığı ve bu arka planın kültürel düzeyde varlığını koruduğu aktarıldı.
Afd’nin Taban Genişlemesi Ve Söylem Değişimi
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yakaladığı seçim başarıları, hareketin biçim değiştirme kabiliyeti üzerinden değerlendirildi. Partinin katı ırkçı simgelerden sıyrılarak sistem karşıtı popülist bir dil benimsediği ve bu sayede farklı toplumsal kesimlere ulaştığı bildirildi. Parti desteğinin yalnızca gelir adaletsizliği veya işsizlikle doğrudan bağlantılı olmadığı; orta sınıf ile kırsal kesimdeki göreceli statü kaybı kaygısının belirleyici rol oynadığı vurgulandı. Ukrayna-Rusya Savaşı ile tırmanan enerji darboğazı, dezenformasyon dalgaları ve teknolojik dönüşümün kırılganlıkları beslediği aktarıldı.
Avrupa Birliği İçin Yapısal Tehdit
Raporda, aşırı sağın güçlenmesinin Almanya sınırlarını aşarak Avrupa Birliği mekanizmalarını doğrudan sarstığına işaret edildi. Temel riskin Almanya’nın birlikten kopmasından ziyade, AB bütünleşmesinin siyasal zeminini içeriden dönüştürmesi olduğu belirtildi. Ana akım partilerin göç ve ulusal egemenlik başlıklarında sertleşen tutumları bu etkinin göstergesi sayıldı. Savunma ve teknoloji alanında ortak hareket etme ihtiyacına karşın, egemenlikçi hareketlerin yükselmesiyle derin bir gerilim yaşandığı kaydedildi.
Türkiye İle İlişkilerde Pragmatik Yaklaşım
AfD’nin Türkiye politikasındaki ikili yapı raporda geniş yer buldu. Partinin Türkiye’yi kültürel düzlemde Avrupa’nın dışında konumlandırdığı, ancak aynı zamanda vazgeçilmez bir stratejik ve ticari ortak olarak tanımladığı ifade edildi. Normatif tam üyelik vizyonunun zayıflamasıyla birlikte ilişkilerin güvenlik, göç idaresi, ticaret ve enerji gibi somut başlıklarda seçici iş birliklerine evrileceği öngörüldü. Yeni dönemin ‘Türkiye Avrupa’nın bir parçası mıdır’ sorusundan ziyade ‘Hangi başlıklarda iş birliği yürütülmelidir’ yaklaşımıyla şekilleneceği aktarıldı.
Türk Toplumu İçin Aidiyet Baskısı
Almanya’da yaşayan Türk ve Müslüman toplumların, anayasal vatandaşlık ile kültürel kabul arasına sınır çeken söylemler sebebiyle risk altında olduğu bildirildi. Tartışmaların yasal vatandaşlıktan gerçek aidiyet sorgulamasına doğru yöneldiği, çifte vatandaşlık ve anavatanla sürdürülen bağların güvenlik eksenine çekilmesinin genç kuşaklar nezdinde dışlanma oluşturduğu tespit edildi.
Alman Siyasetini Bekleyen Olası Tablolar
Araştırmada Alman demokrasisi adına üç muhtemel senaryo paylaşıldı. İlk tabloda aşırı sağın sisteme entegre olarak normalleşmesi, ikinci tabloda merkez siyasetin aşırı sağ ile rekabet uğruna radikalleşerek bu söylemleri meşrulaştırması, üçüncü tabloda ise temsil krizini aşacak reformist ve kapsayıcı adımların hayata geçirilmesi sıralandı. Sürecin seyrini belirleyecek ana faktörün partilerin oy oranından ziyade, mevcut sistemin bu baskıya vereceği kurumsal karşılık olduğu belirtildi.
Sonuç değerlendirmesinde meselenin sadece güvenlik tedbirleriyle çözülemeyeceği, radikal söylemlerin beslendiği temsil boşluklarının demokratik siyaset yoluyla yeniden inşa edilmesinin zorunlu olduğu ortaya konuldu.



