KİBİRİMİZE VE İNADIMIMIZA MAĞLUP OLDUK…
POTANSİYELİMİZİN YÜKSELDIĞI ELEME MAÇLARINA ULAŞAMADIK
Millî takımın Amerika’daki serüveni bittikten sonra yazmak istedim: niye gerçekten çok büyük fırsat kaçırdığımızı şöyle özetlemek istiyorum: bizim takım özellikle kendi geleneği doğrultusunda gruplardaki puan maçlarında pek başarılı olmayan bir takım. Tersine 90 dakikalık birebir eleme maçlarında ölüm kalım maçlarında potansiyelini çok daha yükseğe çıkaran bir takım. O maçlara ulaşma fırsatını kaçırdık. En yazık nokta bu.
GÜÇLÜ TAKIMLARLA OYNARKEN YÜKSELDIĞIMIZ SEVIYEYI GÖREMEDIK
Ayrıca bizim takım normalde kendinden daha güçlü olarak kabul edilen takımlara karşı çok daha iyi oynuyor. Yani kazanırsa performans kanıtlamış olacağı takımlar! Kazanırsa kendisini rütbe getirecek tekil maçlar! Tam tersine bizim takım, yenilirse kendisinden rütbe sökecek maçlarda bazen felç geçirir gibi oynuyor. Avustralya ve Paraguay’a karşı bunu yaşadık. İşte beni en çok kahreden, son 32 turundan itibaren takımımızın vitesini arttıracağı doğal aşamayı görememiş olmak!
“GRUBUMUZDAKI TAKIMLAR ZATEN ÇOK ZAYIF” MASALIMIZA INANIP KALDIK
İnsan hangi takımların son 32’ye kaldığını ve nasıl kaldığını gördükten sonra çok daha fazla elenişimize kahroluyor. Bu kötü performansların ana sebebi, türk futbol ortamının batıya karşı yaşadığı akılalmaz kompleks ve ezikliğin bir ürünüdür. Türk futbol ortamına göre Avrupalı olmayan takımlar kesinlikle değersiz başarısız olmaya mahkum ve ikinci veya üçüncü sınıf takımlardır. Bu nedenle millî takımın içine düştüğü grup hemen çok kolay olarak nitelenmiş, bu gruptan çok kolay çıkacağımıza dair bolca hikaye hemen yazılmıştır. Bunu rasyonel mantık ve gerekçelerle izah etmek mümkün değildir. Futbolu ülkelerin prestijlerinin ve bonservislerinin değeri üzerinden algılamaya çalışan bir gülünç tavırdır bu. Türkiye her şeyden önce buna mahkum olmuş, bu kendi endirekt ırkçı komplekslerine yenilmiştir.
AVRUPA’YI ÜSTÜN GÖRME IRKÇILIĞIMIZDAN KURTULAMADIK
Neden bunları rahatlıkla söyleyebiliyorum? Çünkü 2002 yılında Türkiye Avrupa takımlarını yenmeden Dünya üçüncüsü olduğunda, aynı kompleksten muzdarip Türk futbol ortamı, bu başarıyı “Zaten hiçbir Avrupa takımını yenmediler” diyerek küçümsemek istemişti. Aynı şekilde onlara da bunun bir dünya futbol şampiyonası olduğunu ve her takımın en az Avrupa takımları kadar var olma mücadele etme ve kazanma hakkı olduğunu anlatıp, kaybeden veya elenen Avrupa takımlarının faturasının Türkiye’ye çıkarılamayacağını anlatmıştım. Dolayısıyla aynı şekilde, bu sefer aynı kompleksin, başarısızlığımızın nedeni olarak hortlaması, gerçekten üzücü!
MONTELLA’NIN TAKIM KONUSUNDAKİ HATALARI VE İNADI SÜRDÜ
Sonuçta takımın ilk iki maçtaki performansında tabii ki Montella’nın teknik inatlarının, B planı ve C planını deneyemeyişinin de rolü vardı, kimse aksini iddia edemez. Kaleci Uğurcan’ın formsuz olması, buna rağmen her maç oynatılması, santrforsuz oyun ısrarı, takımın panik içinde uzaktan anlamsız şutlar, ve doldur boşaltlara kayması, takım içinde çıkan ikilikler, İrfan Can Kahveci’nin kilit oluşturmuş takımlara karşı ısrarla sahaya sürülmeyişi, huzursuzluklar ve ayyuka çıkan Hakan-Orkun Kökçü krizi, yanlış yerde kamp yapılması ve bu konunun gülünç bir şekilde kötü ele alınmış olması, tabii ki bu hızlı yok olup gidişimizin kökenindeki nedenler arasındaydı.
FUTBOLCULARIMIZIN KENDILERINI DEV AYNASINDA GÖRÜP ÇALIŞMA CIDDIYETLERINI VE DISIPLINLERINI KAYBETMELERINI ENGELLEYEMEDİK
Bir de son olarak açık konuşmak gerekirse, bizim futbolcular kafalarında” biz şöyle büyük takımlarda oynuyoruz, şöyle önemli böyle görkemliyiz, şöyle meşhuruz bonservisimiz bu kadar ürünümüz şu kadar, bunlar kim oluyor ki, biz bunları havada karada tavada harcarız” diye diye, bir reklam filminden diğerine koşarak kafalarında şimdiden kendilerini çeyrek finalde İngiltere’ye karşı görerek, maçı belli ki kafalarında hocalarıyla çalışarak çözemeden alternatif planlar üretmeden, ilerki turları düşünerek Avustralya maçına çıktılar. Bütün sene boyunca istediğin reklam filminde git oyna, bu riski nasıl alırsınız kendinizi nasıl hedef tahtasına koyarsınız, halkın gözünde nasıl kendinizi paragöz medya maymununa çevirirsiniz??? Her zaman tekrarlıyorum futbol böyle bir şey değil. Bonservis bedelleri maç kazanmıyor. Şöhretler maç kazanmıyor, ülkenin futbol prestiji veya liginin adı maç kazanmıyor. Topları kaleden içeri sokmak veya bir topun senin kalenin içerisine girmesini engellemek direnmek ve savaşmak maç kazanıyor. Bunu anlayamadı bizimkiler… “Hadi şu eleme maçlarını bitirelim de gerçek maçlara başlayalım” diye gördüler! Futbol ve spor kendilerine acı bir ders verdi. Montella’nın da “benim psikolojik danışmana veya Mentora ihtiyacım yok” demesi bir Avrupalıya yakışmayan bir tavırdı, onun da bedeli ödendi.
KİBİR VE İNAT BİZİ BİTİRDİ
TFF ve Türk futbol ortamı üzerine bir Fenerbahçe olarak ekleyebileceğim çok şey var, o konulara hiç girmemeyi tercih ediyorum bu yazıda…
Evet, kalan maçları bir Dünya futbol Şampiyonası keyfi ile seyretmeye devam edeceğiz ama ikimizin burkulmasınını ve kanamasını büyük ihtimalle durduramayacağız. Çünkü bizi başka takımların gücü yenmedi. Kibirimize ve inadımıza mağlup olduk…
Bedri Baykam

